top of page

Bir Hanım Sultan Semti: Haseki



Osmanlı Devleti’nde semt isimleri genellikle sosyal ve kültürel hayatta önemli yer tutan, toplumun yaşadığı çeşitli olaylarla ve içinde bulunduğu döneme iz bırakan şahsiyetlerle anılmıştır. Bu semtlerden biri olan Haseki, bugün İstanbul’un Fatih İlçesi’nde yer alan Millet ve Cerrahpaşa caddeleri arasında konumlanan tarihi bir bölge olarak yerini almıştır. Haseki’yi çevreleyen mahallelerin isimleri de Haseki gibi tarihi kaynaklara dayanan isimler olmuştur. Örneğin; Haseki’deki bir mahallenin ismi tedavilerini dağlama yöntemi ile yaptığı için “Keyci Hatun” adı ile anılmış, diğer mahallelere de Derviş Ali, Hacı Kadın gibi isimler verilerek dönemin meslek ve ünvanları hakkında da bilgi sahibi olunması sağlanmıştır. Böylece İstanbul’un fethinden sonra yerleşimin gerçekleştiği bu Müslüman mahallelerini kuran kişilerin isimleri günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.



1500’lü yıllarda külliyenin inşasıyla meşhur olan Haseki, sınırları içerisinde “Dünyanın İlk Kadın Hastanesi” ünvanı ile kayıtlara geçen bir yapıyı barındırmaktadır. Adını Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi Haseki Hürrem Sultan’dan alan bu bölge günümüzde de insanların çeşitli ihtiyaçlarını karşılayan kurumların bulunduğu bir semt olma özelliğini sürdürmektedir. Bu çalışmada; semtin kuruluşu, banisi ve bölgede bulunan diğer tarihi eserler hakkında genel bilgiler verilecektir.


Haseki Hürrem Sultan

Haseki Hürrem Sultan Külliyeye adını veren banisi Haseki Hürrem Sultan’ın kısaca ünvanına ve hayatına değinmek gerekirse; yakın arkadaş, gözde anlamına gelen “Haseki” kelimesi, Arapça’daki “hass” ile Farsça’daki “gi” ekinin birlikte kullanımı sonucu oluşmuştur. Ansiklopedik olarak “has-eke” yani “has gelin” anlamında da açıklanmaktadır (Yavuzcan, 2019: 4). Asıl adı Alexandra Lisowska iken saraya geldikten sonra güler yüzü ile dikkat çekerek saray görevlilerinden “Hürrem” ismini almıştır. Haseki Hürrem Sultan, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi ve II. Selim'in annesidir. Lehistan hakimiyetindeki Rogatin bölgesinde yaşayan Katolik bir papazın kızıdır. 1500’lü yılların başında doğduğu rivayet edilir. Yavuz Sultan Selim döneminde Kırımlılar'ın Ukrayna ve Galiçya akınları sırasında esir alınmıştır. Ardından Kırım Hanı tarafından Saray-ı Hümayun'a hediye edilmiş, 1520 yılında Topkapı Sarayı'nda birtakım eğitimlere tabi tutulmuştur (Yavuzcan, 2019: 5). Haseki Hürrem Sultan’ın, Mehmed, Mihrimah, Abdullah, Selim, Bayezid ve Cihangir adında altı evladı dünyaya gelmiştir. Fakat Şehzade Mehmed’in henüz yirmi iki yaşında iken ani vefatı ile sultan büyük bir üzüntü yaşamıştır. Şehzade Cihangir de aynı yaşlarda vefat etmiştir (Sakaoğlu, 2008: 165). Haseki Hürrem Sultan’ın bu derin üzüntünün ardından hayır eserleri inşa etmeye daha fazla ağırlık verdiğine dair genel bir kanı mevcuttur. Bu hayır eserlerinden biri de Mimar Sinan’a yaptırılan Haseki Külliyesi olmuştur.



Haseki Hürrem Sultan Külliyesi

Hürrem Sultan’ın en önemli eserlerinden biri olan; cami, medrese, imaret, çeşme ve hastaneden oluşan Haseki Külliyesi, İstanbul’da Osmanlı hanedanından bir kadın tarafından inşa edilen ilk külliyedir. Eserin inşası, 1540 yılında Mimar Sinan tarafından tamamlanmıştır.

Bu eser, daha sonra mimarbaşı olacak ve bu mevkide 49 yıl kalacak olan Sinan’ın İstanbul’da inşa ettiği ilk eseridir. Külliye, Fatih ve Süleymaniye camilerinin çevresindeki külliyelerden sonra İstanbul’un en büyük üçüncü külliyesidir.

Haseki Hürrem Sultan Külliyesi’nin Avlusu


İstanbul Fatih’te inşa edilen Haseki Sultan Külliyesi’nin büyük bir kısmı günümüze ulaşmıştır. Mimar Sinan'ın tasarlayıp inşa ettiği darüşşifanın da içinde bulunduğu Haseki Külliyesi günümüzde Diyanet Akademisi bünyesinde ''İstanbul Haseki Reisülkurra Abdurrahman Gürses Dini İhtisas Merkezi'' adı altında hizmet vermektedir.


Haseki Darüşşifası

Haseki Darüşşifası’na ait en erken bilgiler, 1551 yılına ait Haseki Hürrem Sultan Vakfiyesi’nden edinilmektedir. Burada darüşşifanın genel bir tedavi kurumu olduğu belirtilmekte ve sağlık personeli olarak iki hekim, iki göz hekimi, iki cerrah, iki eczacı, dört hasta bakıcı ve iki görevliden bahsedilmektedir. Vakıf koşullarına göre, idari ve yardımcı görevliler ile birlikte darüşşifada çalışanların sayısı yirmi sekizdir. Bu sayı zamanla artış göstermiştir. 1558 senesine gelindiğinde görevlilerin ücretleriyle birlikte darüşşifanın masrafı, 114.550 akçe olmuştur. 1848 senesinde, bir süreden beri boş olan darüşşifanın, eczane ve mutfak ilavesiyle genişletilip onarılarak kadın hastalara tahsis edilmesi için irade çıkmış ve burası kimsesiz, bakıma muhtaç, evsiz, hasta ve çaresiz kadınların tedavi edildiği bir kadın hastanesi olmuştur. 1869 yılında Zaptiye Müşiriyeti'ne geçmiş ve adı da “Nisa Tevkifhanesi” olmuştur. Halk arasında ise “Haseki Zindanı” adıyla anılan bu yapı bir süre akıl hastalarının gözlemi için kullanılmıştır.

Bağdatlı Vehbi Efendi - Esad Efendi. Haseki Hürrem Sultan Vakfiyesi, Nr. 2001/2, 3752/1, 1551: Süleymaniye Kütüphanesi.

 Haseki Darüşşifası Kitabesi


Hürrem Sultan'ın 1551 yılına ait vakfiyesinin darüşşifa bölümünde, hastanede vazife görecek hekimlerde bulunması gereken özelliklere de yer verilmiştir. Darüşşifada istihdam edilecek hekimler; tıp ve hikmet kanunlarını bilen, ilim tahsil sahasında pek çok zaman geçirmiş, onları tamamlama konusunda çaba göstermiş kimseler arasından seçilmelidir. Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki Haseki Hürrem Sultan Vakfiyesi’nden edinilen bilgilere göre; darüşşifada hizmet verecek doktorların her biri, selim kalpli, ahlaklı, güzel huylu, endişeden uzak, iyi iş yapan, ince kalpli, uysal, akraba hakkında hayır dileyen, nasihati yumuşak, tatlı dilli, hoş sözlü, güler yüzlü olmalıdır. Bu hekimler, hastalardan her birine candan bir dost gibi bakmalı, onları asık suratla karşılamamalıdır. Onlara az da olsa, nefret uyandıracak söz söylememeli; zira sözde bulunan sert bir kelime, bazen hastaya en büyük dertten daha ağır gelmektedir. Onlara en güzel şekilde hitap etmeli, soru ve cevapta onlarla en şefkatli yolu tutmalıdır. Doktorların her biri, sabahleyin darüşşifaya gelip vazifesine başlamalıdır. Hastaların durumuna bakmalı, nabızlarını kontrol etmeli ve hastalığın belirtilerini araştırmalıdır. Hasta ile ilgili en küçük şeyleri dahi ihmal etmemeli, onların her birine en uygun ilacı vererek tedavi etmelidir. Eğer hastanın durumu, hekimin tekrar hastaneye gelmesini gerektirirse, ihmal etmeksizin hemen hastaneye gelmelidir.


 Haseki Hürrem Sultan Vakfiyesi’nden Örnek Nüshalar


Haseki Hürrem Sultan Vakfiyesi’ne göre, hekimler bu şartların tamamına uymak zorundadır. Vakfiyede, hekimlerin ilmi ve tıbbi bilgilere vakıf olması gerektiği belirtilirken, hastalara davranışları da en küçük ayrıntısına kadar sıralanmıştır. Sayıları otuzu bulan görevlilerin hizmet verdiği Haseki Darüşşifası'nda görevli doktorlardan, başhekimin günlük ücreti otuz dirhem, ikinci hekimin ise on beş dirhemdir. Hürrem Sultan, ilaç, şurup, yemek, çorba ve benzeri için, her gün yüz elli dirhem harcanmasını, bunların darüşşifaya sığınan hastaların ihtiyaçlarına göre dağıtılmasını şart koşmuştur. 334 yıl aynı binada hizmet veren darüşşifa; İstanbul yakasında, XVI. yüzyıldan bu yana ayakta kalmıştır. Mimar Sinan, günümüze ulaşan bu darüşşifada; Acem, Selçuk ve eski Osmanlı darüşşifalarından tamamen farklı bir mimari tarz ortaya koymuş, küçük bir alanda seksen yataklı bir hastane inşa etmiştir.


Haseki Sultan Camii

Haseki Camii, külliyenin ilk binasıdır. Cami, tek bölüm olarak yapılmışken, I. Ahmed zamanında buna bir bölüm daha eklenerek, iki kubbeli bir cami haline getirilmiştir. Kitabede yer alan bilgilerden; camiyi Hürrem Sultan'ın yaptırdığı, bunun kendisinin bir hayratı olduğu, 1538 yılında inşa edildiği, cemaatin yer küçüklüğü dolayısıyla sıkıntı çektiği, mütevelli Kapıcıbaşı Hasan Bey'in bir kubbe ekleyerek genişlettiği ve kubbenin eklendiği tarihin ebcet hesabıyla beyanına (1021) ulaşılmaktadır. Cami cemaatinin yer sıkıntısı çekmesi sebebiyle, inşaatın üzerinden 74 yıl sonra Sultan I. Ahmed döneminde vakfın mütevellisi Hasan Bey'in gayretleriyle Mimar Sedefkar Mehmed Ağa tarafından bir kubbe daha eklenerek genişletilmiştir (Doğan, 1997: 370).


Haseki Sultan Camii


Haseki Camii, külliyenin ilk binasıdır. Cami, tek bölüm olarak yapılmışken, I. Ahmed zamanında buna bir bölüm daha eklenerek, iki kubbeli bir cami haline getirilmiştir. Kitabede yer alan bilgilerden; camiyi Hürrem Sultan'ın yaptırdığı, bunun kendisinin bir hayratı olduğu, 1538 yılında inşa edildiği, cemaatin yer küçüklüğü dolayısıyla sıkıntı çektiği, mütevelli Kapıcıbaşı Hasan Bey'in bir kubbe ekleyerek genişlettiği ve kubbenin eklendiği tarihin ebcet hesabıyla beyanına (1021) ulaşılmaktadır. Cami cemaatinin yer sıkıntısı çekmesi sebebiyle, inşaatın üzerinden 74 yıl sonra Sultan I. Ahmed döneminde vakfın mütevellisi Hasan Bey'in gayretleriyle Mimar Sedefkar Mehmed Ağa tarafından bir kubbe daha eklenerek genişletilmiştir (Doğan, 1997: 370).


Haseki Medresesi

Haseki Sultan Külliyesi'nin ilk binası olan caminin, 1538 yılında yapılmasının ardından medresenin yapımına başlanmıştır. Medresenin giriş kapısındaki kitabede, yapının 1539 yılında inşa edildiği görülmektedir. “Müderris” denen öğreticilerin ise, kişisel ve bilimsel durumları vakfiyelerde açık surette anlatılmıştır.

Öğretim sisteminde, öğrenciler kendi aralarında “muid” diye adlandırdıkları bir arkadaşlarını seçmiş, o da hem öğrencilerin başı olarak onları yönetmiş, hem de medrese yöneticileri ile öğrenciler arasında çözülmesi gereken problemlerde aracılık yapmıştır.

1551 tarihli Haseki Sultan vakfiyesinde, medrese için “Maarif ve ulumun (eğitim ve bilimlerin) şanına itibar, ulema-yı izama tazim (büyük bilginlere saygı) ve halk arasında onların tebcili için inşa edilmiştir.” denildikten sonra, “Müderrislerin bilginler ile tanınmış kimseler arasından kemal-i fazl ile mevsuf, kendi gibileri arasında bilgisinin ve dininin bütünlüğü bilinen, zamanın baş olanları arasında itibarlı, yüzyılın efendileri arasında makbul, akranından üstün, misillerinden seçkin, parlak zekalı, eleştirme kabiliyetli, tahkik mahallerine vakıf, inceleme yerlerini gözetleyen, dini zorlukları açan, yakini zorlukları çözen, gizli olan en ince meselelere girmiş ve okutup anlatmaya muktedir kimseler müderris olmalıdır.” kaydı vardır. Vakfiyeye göre; medresenin odalarında kabiliyetli, faziletli, başkalarına örnek olabilecek on altı talebe kalmalı ve önemli bir mazeretleri bulunmadıkça dersi terk etmemelidirler. Talebeler dersten sonra müderrisle birlikte üç İhlas, bir Fatiha okuyarak, Hz. Peygamber (S.A.V) üzerine salat-ü selam getirmekte, ardından vakıfın (Haseki Hürrem Sultan'ın) ruhuna bağışlamaktadırlar.


Haseki Külliyesi’nin Medrese Bölümü

Haseki İmareti

Haseki İmareti, Haseki Caddesi ile ona paralel uzanan Cevdet Paşa Caddeleri arasında yer almaktadır. İmaret kapısının üzerinde bulunan kitabenin ilk satırının tamamına yakını silinmiştir. Kitabede binanın inşa tarihi olan 1540 senesi ebcet hesabıyla yazılmıştır. Cami ve medresenin ardından külliyenin üçüncü binası olarak inşa edilmiştir.


 Haseki Külliyesi’nin İmaret Cephesi


Bir imaret veya hayır kurumunu ayakta tutabilmek veya hizmetlerinin sürdürülebilmesini sağlamak için ciddi imkanlara ihtiyaç duyulmaktadır. Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi'ndeki Haseki Vakıfları Defteri'ne göre, Haseki İmareti için bir yılda harcanan para miktarı 120.070 akçedir. Bu defterin ilk sayfasında, hizmetin kesintiye uğramadan devam edebilmesi için, imaret giderleri için bir yıl önceden yedek para ayrıldığı, bu paranın 389.850 akçeyi bulduğu görülmektedir.


Haseki Sultan vakfiyesinde, imarette pişen yemeklerin kalitesi ve bunların hazırlanmasında kullanılan malzeme üzerinde de durulmuş, yemek dağıtımında kullanılan ölçülere varıncaya kadar her detay belirlenmiştir. Yemeklerde kullanılan malzemenin en iyi cinsten olması şart koşulmuştur. Özel günlerde pişirilen yemeklerin başında “Dane Pirinç” gelmektedir ki; bu yemek pirinç, tereyağı, nohut ve soğan ile pişirilir. Bundan başka zirba, ekşi aş, zerde pilavı, aşure gibi yemekler vakfiyede ayrıntılarıyla yer almaktadır. Vakfiyede, imarette pişen yemeklerden, medresede okuyan talebelerle, cami, medrese, imaret ve darüşşifada görev yapan vazifelilerin faydalanabileceği ifade edilmiştir. Ayrıca, geçimini temin edemeyen yirmi dört kişiye “berat-ı şerif hükmünce" yemek verilmesi, bu kişilerin ölümleri halinde boşalacak yerlere, yeni ihtiyaç sahiplerinin tayin edilmesinde titizlik gösterilmesi, hakkı olmayanın listeye alınmamasına dikkat edilmesi şartı konulmuştur. İmaret mutfağından artan yemeklerin, imaret yemekhanesinde yenilmesi şartıyla fakir ve yoksullara dağıtılması kararlaştırılmıştır. Günümüzde bu bölümde Ramazan aylarında davetlilere iftar da verilmektedir.


Haseki Sıbyan Mektebi

Haseki Medresesi ile imaret ana kapısının arasında, geniş, iki hacimli bir yer, çocuklara okul olarak ayrılmıştır. Bu alan, günümüzde ilkokul eğitimine denk bir eğitimin verildiği Sıbyan Mektebi'dir. Haseki Hürrem Sultan vakfiyesinde, yalnız Müslüman çocuklarına hitap eden bu okulda, dini eğitim şart koşulmuş ve bu eğitimi tamamlayıcı olarak gramere de yer verilmiştir.



Haseki Külliyesi’nin Sıbyan Mektebi


Sıbyan okullarında öğretmenlik mesleği ile ilgili görevlerin temeli ve ağırlık merkezi İslam dinini öğretmektir. Mekteplerin kuruluş gayesinin çoğunlukla yetimler ve fakirler için olduğu göz önüne alınırsa, toplumun alt kesiminin dini eğitim alması için gösterilen gayretin doğruluğu ortaya çıkmaktadır. Okul, öğretmen ve kalfa denilen yardımcı tarafından yönetilmektedir (Alpgüvenç, 2011: 59). Vakfiyelerde yer alan her iki yöneticiye ait koşullar arasında, öğretmenin nitelikli, ahlaklı olması ve öğrencilerine karşı samimi bir dost, hatta şefkatli bir baba gibi davranması gerektiği yer almaktadır.


Öğretmenin görevi Kuran-ı Kerim'i mükemmel bir şekilde öğretmektir. Kalfanın görevi, verilen dersleri tekrarlatmaktır. Öğretmene günde altı dirhem, yardımcı kalfaya ise iki dirhem ücret verilmiştir. Külliye binaları arasında yer almasına rağmen, inşa tarihine ait bilgi bulunamamıştır. Yan yana iki birimden meydana gelen mektebin iki yönlü dörder merdivenle çıkılan birinci bölümü açık, ikinci bölümü kapalı dershanedir. Tek kubbeli küçük bir cami ile başlayan Haseki Hürrem Sultan Külliyesi, bir yıl sonra eklenen klasik bir medrese ve sıbyan mektebi ile genişletilmiş, Şehzade Külliyesi'nin bitiminden ve Süleymaniye Külliyesi'nin yapımından önce bir imaret ve darüşşifa da eklenerek, büyük bir sosyal merkez halini almıştır (Doğan, 1997: 372).


Haseki Sultan Çeşmesi

İstanbul’a büyük zorluklarla su getirilmesinin ardından şehrin dört bir yanı hayırseverlerin yaptırmakta olduğu çeşmelerle donatılmıştır. Bu çeşmelerden biri de Haseki Hürrem Sultan’ın yaptırmış olduğu Haseki Sultan Çeşmesi’dir. İmaret ve sıbyan mektebi kapılarının arasında XVI. yüzyıl yapısı kesme taştan bir çeşme yer alır; üzerindeki mermer kitabeden 1766 yılında onarıldığı anlaşılmaktadır.


Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul’un nüfusu 150-175 bin kişiye ulaşmıştır. Bu durumun getirdiği susuzluk büyük bir sorun haline gelmiştir. Kanuni, Belgrad ormanı civarındaki akarsuyun kente getirilme imkanının araştırılması için Mimar Sinan’ı görevlendirmiştir. Mimar Sinan bölgeyi ve güzergahını incelemiş, padişahın emriyle 1554 yılında çalışmaya başlamıştır. 1563 yılında tamamlanan Kırkçeşme Suları aynı yıl büyük sel baskınları ile zarar görmüş ve 1564 yılında onarım görmüştür. Süleymaniye Külliyesi için otuz beş milyon akçe harcandığı o dönemde, Kırkçeşme Suları elli milyon akçeye mal olmuş, otuz üç kemerden oluşmuştur. Padişah bu eserin ardından, “Allah ona keramet vermiş ve göğsüne başka bir hal yerleştirmiştir. Aristo Mimar Sinan’ı görmüş olsaydı onun müridi olurdu.” sözleriyle Mimar Sinan’ın yeteneğini takdir etmiştir (Özel, 2009: 28, 289). 


Kitabede bulunan ayet meali şöyledir: ‘’Ve Rableri onlara tertemiz bir içecek içirmiştir.’’ (İnsan Suresi, 21).

Haseki Sultan Çeşmesi


Molla Gürani

Fatih Sultan Mehmed’in yetişmesinde büyük emeği olan hocası Molla Gürani’nin kabri Haseki Semti sınırları içerisindedir. Molla Gürani, II. Murad, Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid dönemlerine tanıklık etmiştir. Eğitimini tamamladıktan sonra tefsir, kıraat, hadis ve fıkıh konularında kendini geliştirip Kahire’deki medreselerde ders vermeye başlamıştır. Hocası İbn Hacer Askalânî'den icazetini alan Molla Gürani, Hac yolculuğundan dönerken II. Murad devri alimlerinden Molla Yegan ile tanışmıştır. Gürani’nin ilmi derecesine şahit olan Molla Yegan onu İstanbul’a davet etmiştir. Sultan II. Murad Molla Gürani’ye Bursa’daki Kaplıca Medresesi ve ardından Yıldırım Medresesi’nde müderrislik vazifesi vermiştir. Bir süre sonra Sultan Murad’ın oğlu Şehzade Mehmed’in hocası olmuştur. Fatih Sultan Mehmed, eğitilmesinde büyük emeği geçen Molla Gürani’ye, babasının vefatının ardından vezirlik teklif etmiştir. Fakat Molla Gürani kazasker olmuştur. Daha sonra Molla Hüsrev’den kalan Şeyhülislamlık vazifesine getirilmiştir (Ünal, 2014).


Molla Gürani Haziresi ve Kabri

Molla Gürani, döneminde birçok cami, medrese ve ilim merkezi yaptırmıştır. Fatih Sultan Mehmed’le birlikte İstanbul’un Fethi’nde görev almış, Fatih’in hükümdarlığından itibaren otuz seneden fazla hizmet vermiş ve 1488 yılında İstanbul'da vefat etmiştir. Cenaze namazında padişahın bulunmasını, cesedinin kabre kadar sürüklenerek götürülmesini vasiyet etmiştir.  Cenazesine II. Bayezid ve devlet adamları katılmıştır. Vasiyeti üzerine cenazesi bir hasır üzerine konarak getirilmiştir (Danişmend, 1971: 111). Molla Gürani pek çok eser kaleme almış, kendisi ve eserleri ile ilgili yüksek lisans tezleri, bir doktora ve doçentlik tezi hazırlanmıştır.


Bayram Paşa Külliyesi

Haseki Semti’nde bulunan önemli eserlerden bir diğeri Bayram Paşa Külliyesi’dir. Dış görünüşü, Osmanlı külliyelerinin XVII. yüzyıl yapılarına has özelliklerini yansıtmaktadır.


“Bir dua ile dendi tarihi Teşnegan-ı cihane oldu sebil”(1044 Hicri / 1635 Miladi)

Külliyedeki sebilin üzerindeki bu satırlar yapılış tarihinin XVII. yüzyılda olduğuna dair bilgi vermektedir. Bayram Paşa Külliyesi’nin mimarının, dönemin Hassa Başmimarı Kasım Ağa olduğu rivayet edilir. Yapı, Sultan IV. Murad’ın sadrazamı olan Bayram Paşa tarafından yaptırılmış bir sadrazam külliyesidir. Günümüzde Bayram Paşa Külliyesi; tekke bölümü, sebili, derviş odaları, semahanesi ve şadırvan alanı bir eğitim ve kültür vakfının merkezi olarak kullanılmaktadır. Banisi olan Sadrazam Bayram Paşa’nın Türbesi külliyenin içinde bulunmaktadır.


Bayram Paşa Külliyesi’nin Bir Bölümü


Geçmişte toplumun eğitim, sağlık, barınma gibi birçok sorununa çare olan bu külliyeler, şimdiki kuruluşların faaliyetlerini asırlar öncesinde hayata geçirerek bu çalışmaların temelini oluşturmuşlardır. Günümüzde Haseki Külliyesi’nin verdiği sağlık hizmeti, yerini yeni inşa edilen modern yapılar topluluğuna bırakmıştır. Haseki Semti bugün içinde bulunduğu birçok hayır kurumu ile toplumun sosyal dokusunu birleştiren bir mekan olma özelliğini korumaktadır.



Zehra Yavuzcan

Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tarih Bölümü

Doktora Öğrencisi


Kaynakça


ALPGÜVENÇ, Can. Hürrem ve Mihrimah, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2011.DANİŞMEND, İsmail Hami. Osmanlı Devlet Erkânı. İstanbul: Türkiye Yayınları, 1971.


DOĞAN, Sema. “Haseki Külliyesi”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 16, İstanbul: 1997.


EYİCE, Semavi. Tarih İçinde İstanbul ve Şehrin Gelişmesi, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1975.


KUBAN, Doğan. İstanbul Bir Kent Tarihi, Çev: Zeynep Kona, İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları, 1996.


ÖZEL, Ahmet Murat. Geçmişten Günümüze İstanbul’da Suyun Yönetimi, Şan Ofset Baskı Tesisleri, İstanbul, 2009.


SAKAOĞLU, Necdet. Bu Mülkün Kadın Sultanları, Oğlak Yayıncılık, İstanbul, 2008.


TANMAN, M. Baha. “Bayram Paşa Külliyesi”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 5, İstanbul: 1992.


TAŞKIRAN, Nimet. Haseki’nin Kitabı, İstanbul: Yenilik Basımevi, 1972.


ÜNAL, Mehmet. "Ref’u'l-Hitaman Vakfi Hamza ve Hişam (Molla Gürani)". Türk Edebiyatı Eserler Sözlüğü, http://tees.yesevi.edu.tr/madde-detay/reful-hitam-an-vakfi-hamza-ve-hisam-molla-gurani. [Erişim Tarihi: 23 Ocak 2024].


YAŞAROĞLU, M. Kamil. “Molla Gürani”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt 30, Ankara: 2020.


YAVUZCAN, Zehra. Osmanlı Devleti’nde Hayırsever Hanım Sultanlara Bir Örnek: Hürrem Sultan, Yüksek Lisans Tezi, Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi, 2019.

87 görüntüleme0 yorum

Comments


bottom of page